SRET KÖŞE:Bir Dönmeden

Bir dönmeden, diğer bir dönmeye.

Bunca yıllık dönmeyim,ama senin gibi dönmeyi hiç görmedim.(Defalarca din değiştiren,AKP ye yaranmak için başını kapatıp,)
-Ben yine Müslümanlığa geri döndüm diyen, Tuğçe Kazaz’a .Trans Kadın Çağla Akalın’dan Ters Köşe.

Trans Kadın Çağla Akalın.
Daha öncede,LBGT yürüyüşüne ahlaken engel olacağız diyen,bir ocak başkanına..

-Benimle hertürlü fanteziyi yaşarken,Karaman’da kırkbeş çocuğa (Erkek Çocuk)tecavüz edilirken ses çıkarmıyordunuz..Benimle fanteziler yap ve Genelevdeki kadınlarla ,onların işi bu(Fahişelik)deyip birlik ol.Sonra Gusül Abdest alıp temizlendim de.Böyle ahlak temizlenmiyor diyerek Ters Köşe yapmıştı.

Akılımda bir zamanlar ,tercümanlık yapan.Turgut Özal’ın şahit olduğu.Amerikan Askeri ile yatmak istemeyen Genelev çalışanı Malatya’lı Kezban’ın
-Ben Türk orospusuyum.Amerikalı Coni ile yatmam deyişi.

Dönmede olsan,orospuda olsan.Dansözler gibi kıvırmıyacaksın.

Hep Akit magazin yapmayacakya,birazda ben MAGAZİN yapayım dedim.

HOŞGÖRÜNÜZLE EFENDİM.

SRET KÖŞE :TÜRK TARİHİ

Türk Tarihi kanla yazılmıştır. Alpaslan ve Malazgirt Savaşı. Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’un Fethi. Sevr Anlaşmasını yırtarcasına verilen Kurtuluş Savaşı gibi.

Tarih, Masa başında da yazılır. Sözde aydın Yalçın Küçük(Öcalan Sevicisi, Kürt Düşmanı)gibi.

Kendini, Hatıratlar kitabında kadınsı olarak tarif eden, Erkekten ise Kadınlığa daha yatkınım diyen. “Bütün İnkilapları ben buldum, Mustafa Kemal aşırdı” diyecek kadar aciz Rıza Nur.

Biri İnönü’ye Kürt diye hakaret eder. Bir diğeri İnönü diye bir savaş olmadı sözünü ortaya atar.

Peşinden Kadir Mısıroğlu, Abdurrahman Dilipak, Mustafa Armağan, Süleyman Yeşilyurt, Yavuz Bahadıroğlu ve Burhan Bozgeyik gibi hazımsız kişiler koştular.

Sözde Şeriatçı’lar onların fikirleri ile Türk Tarihini ters düz ettiler.

Kadir Mısıroğlu, Yunanlılarla. kalsaydık bundan daha iyi yaşardık.(Ortagının hac paralarını nasıl yedi doymadı.
İngiliz sevicisiydi. Mandacılık kabul edilseydi İngiltere’ de yaşarmıydı. )

Abdurrahman Dilipak, AKP yi Amerika Birleşik Devletleri ve CIA kurdu. (Her makalesi Selam ve Dua ile bitiyor. Peki atmış olduğu iftiralar. Şeriat gelseydi, yazılarının sonuna Selam ve Dua ile dermiydi)

Mustafa Armagan, Camileri ahır yaptılar. Bazı Camileri yıktılar. (15 Temmuz da
Hain Fethullah Gülen başarılı olsaydı, kendisi M. E.Bakanımı olurdu.Fethullah Gülen’i Kozadan Kelebeğe kitabı ile kutsallaştırması bittimi )

Burhan Bozgeyik, Van Münit sözü, İstiklal Harbiden daha önemlidir.(İstiklal harbi kazanılmasaydı Van Münit sözünü söyleyebilirmiydi)

Süleyman Yeşilyurt:Atatürk hakkında iğrenç laflar söyleyen. (Türk vatandaşlarını Ermeni, Rum, Alevi diye ayrıştıran bir adam Cumhuriyet olmasa bunları söylermiydi. )

Asıl önemli konu, Şeytan’ın bile aklına gelmeyecek, bu Tarihçilerin ektiği kötülük tohumlarının, Cumhurbaşkanı
tarafından kullanılması.

“IMF den ilk borcu İnönü almıştır.(IMF ye ilk başvuran Adnan Menderes)”

“İnönü, Elinde Türkiye Cumhuriyeti Bayragı-ABD Bayragı, 1962 yılı Protokol gerçeği). Siyaset adamının, siyaset adamına bir jestiydi.

“Sayın Cumhurbaşkanı
Elinizde, İslam Aleminin kutsalı Kuran’ı Kerim ile meydanlarda siyaset yapıyordunuz. Sizin Jestiniz kimin içindi”

Gazi Ünversitesinden TOKİ’ye devredilen. Atatürk Orman Çiftliğinin 37bin Metrekare arazisini ABD’ ye satarken Protokol imzasını İnönü’mü imzaladı.

Bindokuzyüzaltmışdokuz yılında, kapalı olan dolmabahçe Cami Avlusunda
yaşasın Emperyalizm diye naralar atan, tarihe Kanlı Pazar olarak geçen, sözde İsalamcı gençlerin, altıncı Filoya karşı kılınan namazdan sonra, Taksim’ e çıkarak, İşçi ve Ögrencilerin üzerine bıçak ve Satırlarla saldırmayı İnönü’mü tertip etmiştir.

“Bayragını sallıyor dediğiniz ABD Başkanı İnönü ‘ye Kıbrıs Harekatından vazgeçmesi için tehdit dolu bir mektup gönderir.”

İnönü’ nün cevabı “Yeni şartlarla yeni bir dünya kurulur, Türkiye ‘de bu dünyada yerini alır”

Zafer olarak görmediniz Lozan Anlaşmasını imzalayan İnönü, bırakın Ada
kaybetmeyi, kayalık bile kaybetmemiştir.

II. Dünya Savaşında Ülke İnsanları ölürken, İnönü izlediği siyasetle ülkeyi savaşa girmekten kurtarmıştır.

SEVGİ-ZAMAN-GURUR

SEVGİ-ZAMAN-GURUR
Bir varmış… Bir yokmuş.
Uzun yıllar önce tüm insani duyguların yaşamakta olduğu bir ada varmış:
iyimserlik,üzüntü,bilgi …
ve diğer duygular gibi sevgi de.

Günlerden bir gün duygulara adanın batacağı bildirilmiş…

Bunun üzerine herkes gemisini hazırlayıp adayı terketmiş.

Sadece sevgi son ana kadar beklemek istemiş.

Ada batmadan önce sevgi yardım istemiş…

Yanından lüks bir gemiyle geçmekte olan zenginliğe sormuş…
“Zenginlik beni de götürebilir misin?”
“Yapamam. Gemim altın ve gümüşle dolu. Sana göre yer yok.”

Daha sonra şahane bir gemiyle geçmekte olan gurura sormuş, sevgi:
“Gurur rica ediyorum, beni de götürür müsün?”
Gurur:
“Seni götüremem. Burada herşey hatasız.
Gemimi bozabilirsin” diye cevaplamış.

Sonra yanından geçmekte olan üzüntüye sormuş, sevgi:
“Üzüntü, lütfen bende götür.”
“Oh sevgi” demiş üzüntü,
“O kadar üzüntülüyüm ki,
yalnız kalmalıyım,”

Neşe de yanından geçmiş.
Fakat halinden o kadar memnunmuş ki sevginin kendisine seslendiğini dahi duymamış…

Aniden bir ses:
“Gel sevgi, seni götüreyim” demiş.
Bu konuşan yaşlı bir zatmış.

Sevgi o kadar mutlu ve müteşekkir kalmış ki,
karaya gelince giden ihtiyara ismini dahi sormayı unutmuş

Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden sevgi,
bilgiye sormuş:
“Bilgi bana kimin yardım ettiğini söyleyebilir misin?”
“Zamandı” diye cevaplamış bilgi.
“Zaman?” diye sormuş sevgi,
“Neden zaman bana yardım etti?”
Bunun üzerine bilgi şöyle demiş:
“Sadece zaman
sevginin hayatta ne kadar önemli olduğunu anladığı için!”
Alıntı.

SRET KÖŞE.Kadavra

” Tıp fakültesinde ilk kez kadavra başına toplanan öğrenciler, baya bir merak ve ilgiyle kadavrayı incelemektedirler..
Profesör dersine başlar..
” Tıpta iki şey doktorlar için çok önemlidir,
ilki insan vücudu ile ilgili hiç bir şey sizin için iğrenç olmamalıdır..”
Örneğin ,
der ve parmağını cesedin kıçına sokar ve çıkartıp kendi ağzına götürür…
” Hadi bakalım şimdi sizlerde aynı şeyi yapınız..! ”
Ögrenciler şok içinde, hepsi duraksarlar ,
ama bakarlar ki profesör çok ciddi ,
istemeye istemeye hepsi sırayla kadavranın kıçını parmaklayıp sonrada emerler…
Öğrencilerin hepsi bu işin tadına bakıp berbat bir hale gelmişken , profesör konuşmasını sürdürür ;
” Bir tıp doktoru için ikinci en önemli nokta gözlemdir ”
der ve devam eder;
” Ben kadavranın kıçına orta parmağımı soktum ama kendi ağzıma işaret parmağımı götürdüm…
Şimdi bir doktor için , dikkat etmenin ne kadar önemli olduğunu da öğrenmiş bulunuyorsunuz..
Neymiş..?
Sonuç olarak, işimizi dikkatli yapmazsak boku yeriz

alıntı

SRET KÖŞE.Cibiliyetsiz

Cibiliyetsizin biri, İlkokulda sabahları andımızı söylerken üşürdük, kaldırılsa çok iyi olur diyormuş.

Çanakkale’de, onbeş yaşında kınalı kuzular Türk’lük için savaşırken, üşümedilermi zannediyorsun. Okullarını bırakmanın burukluğunu yaşamadılarmı sanıyorsun.

Senin “Ne Mutlu Türk’üm diyene” diyebilmen için şehit oldular.

Savaştığımız İngilizler ne diyorlardı. “Çiçeklerin Tomurcuğu” “Vakti gelmeden solan, gül goncaları”

Sizin gibi kansızlar Türk olmayı ne bilsin , ama yediği ekmeği inkar etmeyen Ermeni Vatandaşımız, Bekir Bozdag’a hitaben “Ben bir Ermeni olarak her sabah okulda, Andımızı okudum Ailem bile rahatsız olmadı. Size bu kadar batan şey acaba nedir.” seslenişinde bulunuyordu.

Aslında Cumhurbaşkanı bilerekmi kullanıyor.

Hz. Ali’ nin Torunları Hasan Hüseyin’i öldürten,Muaviye Hz. Ali’nin ölümünden sonra ellerini Dört Parmak yaparak kendini dördüncü Halife olarak ilan etmiştir.

Andımıza karşı çıkan siz ruhsuzlar. Her fırsatta Rabia İşaretini kullanıyorsunuz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘ın Rabia işareti yaparak, sık sık dile getirdiği, “Tek Millet” sözü Andımızdaki “Türk Milleti” kelimesi ile aynı değilmidir.

Gerçekten de “Ne Mutlu Türk’üm diyene” sözü nerelerinize batıyor.

Siz Irkçılar Türk Çocuğunun, kendine ben Türk’üm demesinden rahatsız oluyorsunuz.Çünkü Türkleri sevmiyorsunuz. Onların kendi
lerine Türk’üm demesini, hazmedemiyorsunuz. Siz Irkçıların Ne Kürt, nede diğer
Türk vatandaşı Azınlıkların çocukları umurunuzda bile degil.

Ama unutmayın Andımızı Söyleyecek Yine Türk Çocukları olacaktır. Onun için rahatsız olmayın.

“Ne Mutlu Türk’üm diyene”

SRET KÖŞE.Dostluklar

DOSTLUKLAR :Bazı dostluklar ne yazık ki çıkar ilişkisine dayalıdır. İki taraf arasında ki bu tür dostluğun dayanağı menfaat ortadan kalkınca bu dostluk bozulur.

“İçinden geçtiğimiz, belkide kontrolsüzce,bilmeden sürüklendiğimiz bu günkü zamanlarda,insanlık dördüncü
Endüstri dönemini yaşamakta

Süper toplum aşamasına geçilsede, muhatap kılınan sorunlar azalmamış, artmıştır.

Bugün İslam toplumları, akıl, ahlak ve merhametten uzaklaşarak, kahredici bir yozlaşmanın içine düşmüştür. Erdem damarları kurumuştur”

Onsekiz yıldır büyük bir hırs,
görülmemiş şekilde dini(“Ellerde Kuran’ı Kerim, Peygamber Hz. Muhammed olmasaydı, Başbakan Peygamber olarak gelirdi”MİTİNG İMAMI ) ve baskıcı(“Bugün onlarca insan hükumete karşı olduğu için. Hükümetin Politikalarına direndiği için ceza evlerinde. Bir gerekçe bile ve olur gösterilmeden tutuklanıyor”ERGENEKON) yönetimlerle yönetilen, bir ülke yönetimine son yıllarda, verdiğiniz destek için Türk ve İslamın onuru diyordunuz. Bu onur Cumhur ittifakı için yeterli olamadımı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Biz ceza evine girenlerin kapısını, rast gele açamayız. Hele hele biz uyuşturucuları af eden iktidar olamayız” sözlerindeki bir kişi için isteniyor algısı yaratılan “Uyuşturucu” kelimesimi bu Cumhur İttifakını ters düz etti.

Yıllar önce “Yıllardır Partinin başındasın geldiğin noktaya bak.Ben MHP ‘li kardeşlerime sesleniyorum. MHP’ yi küçülten bu adamla bir yere varamazsınız. Bu adam siyasette çırak bile olamadı. Olamıyacakta. Bunun varlığı MHP için bir tehlikedir.”

Bu sözler onur kırıcı degilmi.

Aglamaklı bir tonda” Bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler. İdam edenler Allah’tan bulsunlar ve şunu hiçbir zaman ebediyen unutmasınlar. Mustafa’lar ölür Allah davası ölmez. Milliyetçilik hep yaşar. “diye Allah ve Milliyetçiliği öven mektup okuyan, daha sonra Her türlü milliyetçiği ayaklarımızın altına aldık cümlelerini sarf eden bir parti ile Cumhur İttifakını kurmak mı onur kırıcıdır.

Dedik ya Bazı dostluk ve ortaklıklar çıkar içindir. Çıkarlar çatışırsa İttifaklar bozulur.

ROSTOVSKİ’NİN “PİS TÜRK” Ü ve ABDÜLHAMİT

Abdülhamit ve Milli Kimlikle Hesaplaşması
Kendi öz askerine ve Türk olma kimliğine hakaret eden Rus elçisi Rostovski öldürülmesi üzerinde ezik, mahcup hal alan Abdülhamit’i savunurlarken, Atatürk’e küfrü hak saydılar, İslam tasavvurları kendi ellerinde sandılar hep. Dahi; etnik milliyetçiliğe karşı çıkıyoruz dediler, Müslüman kardeşliği adına bu milleti bu siyasi İslamcılar pek çok densiz sözlerle milli kimlikten uzak tuttular. Yani, Türk gençliğinin bir kısmını kendi tarihine düşman yaptılar…

Lakin Tarihe bir bakın, bunca İslam dünyasındaki birçok İslam devletlerini Küfredip durduğu Batılı sömürgeci güçler tarafından kurdurulduğu bir gerçek olduğunu görmezden gelemezler. Ama bakın tarihe, Türkler tarihte kurdukları devletlerin tamamını kendileri bileklerinin gücüyle kurmuş olduklarını göreceklerdir.

Aleksandır Arakadiyeviç Rostovski (1860-1903)
1895 yılında Manastır’a Rus diplomat olarak atanmıştır. Bu Rus diplomat, diplomatik kurallara aykırı davranmasıyla tanınır. Ukala tavrıyla zalimane tutumuyla Osmanlı tebaasını hep küçük düşürücü anlayışıyla halkın sürekli tepkisini çekmiş, her daim olay çıkartan, Müslüman halk tarafından sevilmeyen biriydi.

Bu Rus Konsolos, bir gün aracının arkasına asılan bir çocuğu bizzat kendisi çok kötü biçimde döverken, konsolosun elinden bir Osmanlı neferi kurtarmıştır. Yine bir başka, kendisini tanımayıp selam vermeyen Osmanlı neferini azarlar ve tokatlar. Bütün bu olaylar, Manastır’da bulunan İngiliz Konsolosu Mc Gregor tarafından İngiltere Dışişleri Bakanlığına sunduğu raporda anlatmıştır. O tarihte Manastır’da 13 ülkenin Konsoloslukları vardır.

8 Ağustos 1903’de Manastırda Rus Elçisi Aleksandır Arkadiyeviç Rostovski, Rus Konsolos Rostovski aracıyla Nüzhetiye Karakol önüne geldiği zaman, orada görevli bulunan Halim adında Osmanlı askeri, muhtemelen kendisini tanımayıp selam vermemiştir. O anda konsolos üzerinde resmi elbise de yoktur. Halim Askerin kendisine selam vermeyişine hiddetli biçimde kızarak, Rostkovski, Osmanlı askerine “Pis Türk” diyerek ağır biçimde küfürler ederek aracından inerek askeri kamçılamaya başlar; askerde tabancasını çekerek konsolosu öldürür.

Görgü tanıklarına göre tabancasına davranmış olan konsolosa iki el ateş etmiştir…
Olaydan sonra bu tabanca Konsolosluğa götürülüp teslim edilmiştir. Manastır Valisi Âlim Rıza Paşa, konsolos için bir doktor gönderir. Ancak bu Ruslarca kabul edilmez. Olayın yakınında bir yerde bulunan ve silah sesini duyan, “Erkan-ı Harp (Kurmay) Yüzbaşı (Enver Paşa) Enver, derhal müdahaleye gelir ve Halim adlı askerin elindeki silahı alır. Asker soğukkanlı bir biçimde “Ben vurdum” der ve silahını Enver’e teslim eder.

Ruslar bu olay üzerine Osmanlıya, diplomatik tahammüllere uymayan sert biçimde “Nota” verirler. Paniğe kapılan o zamanın padişahı Sultan Abdülhamit’tir. Derhal faillerin araştırılması ve en kısa sürede cezalandırılması emrini verir. Ruslar olayın iyice araştırılıp bütün suçluların cezalandırılmasını isterler, gerekli tedbirleri almadığı gerekçesiyle Vali Ali Rıza Paşa’yı sorumlu tutarlar. Bunun üzerine de Osmanlı yönetimi Vali Ali Rıza Paşayı İstanbul’a uğratmadan doğrudan Trablusgarp’a tayin ederler. .

Konsolos Rostkovski’nin Cenazesi Manastır’da 19 Ağustos 1903 günü abartılı bir törenle kaldırılırken, Osmanlı iki Taburluk bir kuvveti güvenlik için görevlendirmiştir.
Cenaze 19 Ağustosta Manastır’dan alınarak Selanik’e getirilmiş, oradan da deniz yoluyla bir Gambot ile İstanbul Boğazından geçerek, 26 Ağustos 1903’de Odesa’ya ulaşmış ve orada toprağa verilmiştir. Bu arada Abdülhamit’in oğlu Şehzade Ahmet Rus konsolosluğuna taziye gönderir.

Bu cenaze töreninde Yüzbaşı Enver Birliğiyle törene katılmak istememiştir. Ancak Cenazenin geçişi sırasında beş adet top atışını görevi gereği yaptırmıştır. Sonra Yüzbaşı Enver Bey (Paşa) bu olay için çok utandığını ifade etmiştir. Dahi, bu olaydan sonra Yüzbaşı Enver, Sultan Abdülhamit ile olan gönül bağını tamamen koparmıştır.

31 Mart 1903 günü bir Arnavut Neferi Topraklarında bulunan Batılı Sefirler Sultan Abdülhamit’e, Rumeli’de faaliyet gösteren Çetelere şiddet uygulanmaması konusunda baskı yapmaktadırlar. Ağır hakarete uğrayan ve kendisine silahını çekmeye çalışan Rus konsolosunu öldürdü diye derhal idam edilen Asker Halim idam edilir. İki Osmanlı subayı bu idam olayına, “konsolosta şöyleydi, böyleydi” gibi laflar ettiler gerekçesiyle o iki yüzbaşıda idam edilir. O iki yüzbaşının ve Halim askerin bulunduğu kışla ya çok şiddetli cezalar verilir. Sonuçta bütün bu tavizleri çaresiz kalan Osmanlı Sultanı Abdülhamit, Rumeli’ni kaybetmemek için vermişti ama Rumeli’yi kısa bir süre içinde kaybetti.

Kaynaklar:
Kazım Karabekir, “Hayatım” da yazdığı anıları.
Enver Paşa “El yazıları” ve Araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı

%d blogcu bunu beğendi: